top of page

Arabalı Amca: Mevsimleri Getiren Seyyar Esnaf

Yazarın fotoğrafı: nunu bakkal
nunu bakkal
25 Tem
2 dakikada okunur

nunu hafıza · O Tezgahların Güveniyle #4

Bazı esnaflar bir dükkânda durmaz; sokağın kendisine gelir. Antakya'da, mahallelerin kendine has bir ritmi vardı ve bu ritmi kuran isimlerden biri de seyyar esnaftı.


Sokağa Gelen Esnaf


Bizim mahallenin bir arabalı amcası vardı. Tahta bir el arabası, hep aynı köşe, hep aynı yüz. Cevizi, fındığı, kuruyemişi ondan alırdık. Ama onu asıl özel yapan başka bir şeydi.


Mevsimin Habercisi


O, mevsimin habercisiydi.

Bir meyve daha markete düşmeden, daha kimsede yokken, önce onun arabasında görünürdü. İlk çıkan neyse, o getirirdi. Sonra o meyve her yerde bulununca arabasından kalkardı çünkü onun işi ilk olmaktı, çoğaltmak değil. Onun arabasında yeni bir şey görmek, "demek ki mevsimi geldi" demekti. Bir takvim gibiydi; ama kâğıttan değil, meyveden.

Bir de düzenli işi vardı: ceviz. Nenem kiliseye giderken ona uğrar, cevizi ısmarlardı. Dönüşte, ayinden çıkıp eve giderken cevizler çoktan kırılmış, hazır olurdu. Ne bir yazılı not, ne bir fiş; sadece bir söz ve bir güven. O amca nenemi tanır, nenem ona güvenirdi. Alışveriş dediğin buydu işte.

Ben ise hep tatlı patates alırdım. Ne getirirse getirsin, gözüm hep tatlı patatesteydi. O kadar çok severdim ki, sanırım amca beni tatlı patatesten tanırdı.


Büyük Şehirde Olmayan Bir Ayrıcalık


Şimdi düşünüyorum da, büyük şehirlerde bu yok. Orada her şey markette, her mevsim, her zaman. Ne ilk çıkışın heyecanı var, ne de "bunu bana o getirdi" diyebileceğin bir yüz. Her şey var ama kimse yok.

Eski mahallelerde ise alışveriş bir insana bağlıydı. Kimden aldığını bilirdin, o da seni tanırdı. Mevsimler bir ürünle değil, bir yüzle gelirdi. Bu, bugün giderek kaybettiğimiz bir şey: alışverişin içindeki insani bağ.


Bir Araba, Bir Mevsim, Bir Tanıdıklık


Oysa o araba, sadece kuruyemiş ya da meyve satmıyordu. Bir mevsimi, bir tanıdıklığı, bir mahallenin ritmini taşıyordu. Onu görmek, mevsimin döndüğünü, hayatın aktığını bilmekti.

İşte nunu bakkal'ı kurarken taşıdığım şeylerden biri de bu: Bir alışverişin sadece alışveriş olmadığını bilmek. Arkasında bir yüz, bir mevsim, bir tanıdıklık olsun istemek.


Unutmadığımız Hiçbir Şey Yok Olmaz


Çünkü unutmadığımız hiçbir şey, tamamen yok olmuş sayılmaz. O tahta araba belki artık o köşede değil, ama ilk çıkan her tatlı patateste onu hatırlıyorum.


Antakya'nın sokaklarını, esnafını, o tanıdık yüzleri hatırlamak; nunu hafıza serisini var eden şey tam olarak bu. Her bölümde, bir zamanlar bu şehri şehir yapan bir köşeyi, bir insanı yeniden anıyoruz.

Peki ya siz? Sizin mahallenizin "arabalı amcası" kimdi? Hangi yüz sizin için bir mevsimi getirirdi? Bize yazın — birlikte hatırlayalım. 🤍

Son Yazılar

Hepsini Gör

Yorumlar


bottom of page